Bu Blogda Ara

5.10.11

GİDERKEN...

Beni sevmeyi beceremedin…
Kimbilir… Sevmek istemedin belki de…
Biliyor musun sevgilim?
Sırf senin yerine de sevebilmek için bizi, kendimden vazgeçebilirdim…
O kadar bekledim, o kadar gözledim ki gelişini, senden başka yer bilmez oldu sessizliğim…
Dua etmeyi öğrendim…
Dalıp dalıp uzaklara gitmeyi…
Bastığın yerlerden yürümeyi…
Seni ararken, kendimi kaybetmeyi…
Sessiz durup kan ağlarken içim, yalandan gülümsemeyi…
Sana cümleler verdim bakmadan yüzlerine geri çevirdiğin…
Ağlattın, sildin sayfalardan…
Kırdın kalemimi…
Satır satır vazgeçtin…
Bazen tamamen gittiğini sanırken, geçerken uğrayışların oldu…
Kısaydı bu ugramalar… Bir parmak an çalmaktı aşkıma…
Bir görünüp bir kaybolmalarındı…
Kabullenmedin… Öğrenemedin…
Bir köşesinde durmama izin verdiğin hayatından gitmeliydim…
Sen beni itip dururken o en bilinmez yerlerine, ben senin bir soluk alıp verişin kadardım…
Öyle küçülmüş, öyle yok olmuş…
Yalnızlığımdın artık, en “sen”siz, en “ses”siz…
Bir “her şey”den vazgeçişe ihtiyaç vardı…
Çünkü, senin gitmiş aşklara yazılmış hediyelerin, benimse giderken sana miras bırakacağım cümlelerim vardı…

3.10.11

BİR DİNLENME...

Gitmelerin gelmelerinden hep daha çok oldu bana. Ben senin bende dinlenmelerini sevdim.  Koşup giderken başka başka sevdalara, suçlu bir bakış bırakırdın ardından merak etme döneceğim diyen. O bakışla avunurdu bekleyişlerim, bir dahaki bana kaçışlarını seyrederken. Günler, haftalar, belki de aylar sürerdi dönüşlerin. Beklerdim yorulmanı büyük bir aşkla, kimseye teslim etmeden gözlerimi. Uzun uzun dalıp gittiğim yollar geri getirirdi seni bana bir yerlerden eninde sonunda.
Gelirdin bir zaman sonra…
Dinlenirdin bende, gecelerce yolculuk yapmış gemiler gibi. Tüm günahlarından uzak olurdun, şefkatimle sarmalarken yaralarını. Aldığın bütün yaraların üzerini örterdim kendi özlemlerimle. Tek bir neden olmadan hiçbir soru sormadan bakardım saatlerce günahlarına. Kendi günahımmış gibi, kendi yaralanmalarımmış gibi sahiplenirdim…
Hiçbir şey beklemezdim… Sormadan, konuşmadan sessizce bakardım sana. Bu sessizlikti dinlendiren belki de seni… Sarılırdın dinlenirken, korurdun beni, bilirmişsin gibi sen yokken hissettiklerimi. Kısa bir zaman dilimiydi bu dinlenmeler, bilirdim tekrar gideceğini. Tadını çıkarırdım senli saniyelerin benli bensiz. Ben olmazdı bir zaman sonra, sen olurduk ikimiz de… O kadar özlerdim ki seni, gideceğini unutur, kendimi hazırlamazdım senden kalacak yaralarıma. Saatler sürerdi varlığın; haftalar, aylar süren yokluğunun yanında.
Ve yine giderdin. Dinlenirdin ve yola koyulurdun yeniden… İstemiyormuş, ama mecburmuş gibi… Gidecek ama dönmeyecekmiş gibi… Dinlenmiş ama yorulmak istermiş gibi… Ve giderdin…
Yoktun çoğu zaman… Gitmelerine alışmıştı sevinçlerim… Ne gitmelerini, ne de gelmelerini… ben senin, bende dinlenmelerini sevdim…
O kadar dinlendin ki bende, ve o kadar sevdim ki seni… Sonu belli olmayan bir yolda kayboldu artık ümitlerim. Yaralarını saramayacak ve günahlarını kaldıramayacak kadar güçsüz şimdi ellerim. Koşarak geldiğim sana çıkan yoldan, tökezleyerek dönüyorum şimdi, tek başına ve çaresiz...
Dedim ya sevgili, ben senin bende dinlenmelerini sevdim.  Şimdi yorgun bedenim.

20.9.11

SEN UYURKEN

Sen uyurken, ben seni izledim... Dinledim... Duydum seni... Baktim, seyrettim... Her seyini merak ettim... Bir suru soru sordum sana... Bir suru cevap verdin... Nefes alisini dinledim... Ellerinin cizgilerine baktim... Korktum kisa olmalarindan, bu dunyadan benden once ayrilmandan... Kirpiklerine dokundum sen uyurken... Saclarinin butun ayrimlarinda gezdirdim yuregimi... Kalbinde kac askin attigini dinledim... Kesik kesikti butun sesler... Derinlerden bir aci duydum yureginde... Korktum o sesten, uyandirmak istedim seni... Kiyamadim... Kokunu icime isledim sen fark etmeden... Hangi tarafa donsen daha huzurlu uyursun diye dusundum... Bana dogruydu butun uykularin... Agladim... Bana kac defa sarildigini gormek istedim... Uyumadim... Alistim sana... Gozlerini ilk bana acmani bekledim... Sen uyurken, seni cok ozledim...
Ipek sindel

11.9.11

BORC

'Senin canini kim acitti bu kadar' diye sordu.. Caninin acimasi ne demekti, yasamis olmaliydi diye dusundum.. O da bir yerlerinde kabuk tutmus yaralar barindiriyor, uzak hatiralarin yanindan gecip gecip o da ellerini uzatamiyor, dokunamiyor olmaliydi. Bana her baktiginda iyile$tiriyordu yaralarimi. Her baktigimda daha yakin oluyordum ustu kapali yaralarina. Hem beni anliyor, hem de kaciyordu sanki... Ona bakmanin, canimin acilarini daha cok arttiricagini bilmiyordum. Yaralarimi; yeni ve daha derinlerini acmak icin iyilestirdigini, aslinda kendine bir yer edinmek icin beni hayata dondurdugunu gormuyordum. O kadar icime islemisti, o kadar ariyordum ki bana sordugu sorularin sebeplerini, kor olmustu gozlerim...
Sonra... Bir anda cekti bakislarini benden... Bikti sorduklarindan... Kanatmaya basladi... Soyledikleriyle, vazgectikleriyle... Sordugu soruya cevap olmak istedi... Ve ne yaptigimi bile soylemeden, beni olumume terk etti... Artik yaralarima ortakti... Farkinda degildi belki, ama ortada belli ki bir borc vardi... Odendi, supuruldu, unutuldu.
Ipek sindel
11.09.11

6.9.11

MASAL

puslu bir eylül gecesinden ertesi sabaha geçişlerdeydik…
dumanlı ve hoş kokulu bir karanlıkta söylendi, gözlerimle gözlerinin buluştuğu masalın ilk bir varmış bir yokmuşları…  
gözlerin bir intiharın ardından yapılan ilk müdahaleydi…
bundan sonrası hastaya kalmıştı…
keşke sadece bakıyor olsaydın diye düşündüm bir an…
o koca bir hayat gizlemişliğin yok muydu…
her bakışında içim biraz daha eksiliyordu…
Gece gibiydin…
seni seyre dalarken, gördüğüm bütün rüyalar aklımda kalıyordu…
saplanıp benliğimin en ücra köşelerine, içimde duruyordu…
gözlerin intihara teşebbüsümdü…  
gözlerin gözlerime her değdiğinde, daha çok teslim oluyordum…
bütün kalelerimi kaybederken bir bir, bildik bir bestedeydi savunmasızlığım…
bir cinayet, bir savaştı bakışmalarımız…
puslu bir eylül gecesinden aydınlığa geçmişti masalımız…
gece pes etmişti…
gözlerinse hala masal anlatır gibiydi…

30.8.11

Baba'ma

30 ağustos... zafer bayramı... şeker bayramı...
tüm bayramların birbirine karıştığı bir gündeyim...
gittiğin yerdeyim...
yine bütün gün bekledim, belki dönersin diye...
denizine baktım gün boyu...
herşey o gün gibi tazeydi...
denizin, rüzgarın, dalgaların... çaresiz bir lodos...
seni benden alıp götüren her ne varsa, bugün yine burdaydı...
gözlerim hep aynı noktadaydı...
yalancı gülümsemelerimle karşıladım, sensiz bir bayramı daha...
ne zafer vardı gözlerimde, ne şekerlerin tadı geri getirebildi sensiz gecen zamanı...
sensızlıkle biten bir gün daha batmak üzere...
bir umudum daha karanlığa gebe şimdi...
seni götüren lodos durgun...
tıpkı o gün gibi güneş bulutların ardında durdu...
vedalaşırken gün bitimiyle;
bütün bayramlarım, bütün zaferlerim saygı duruşunda yine...
sensiz geçmiş bir gün daha...
sensiz bitmiş bir bayram daha...
artık ne zafer var ellerimde, ne de tadı bayramların...
hem çok özledim seni...
hem sonsuzluğunda kaldım...

17.8.11

SANA BAKMAK


Sen...
Sana bakmanın ne demek olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceksin...
Seni izlemek... Seni görmek...
Öyle ben ben bakarken gözlerin... Dalıp giderken uzaklara...
Ve ben peşinden giderken bakışlarının...
Sen bunu asla göremeyeceksin...
Bu kadar duamken, öylesine içime çekmişken, yarımken... sen...
Nasıl bakabilirsin ki kendi suretine?
Bazen durgun... Kimi zaman farkında olmadan...
Çoğu zaman şefkatli... Yağmur yağmur...
Hırçın zaman zaman... Sıkılgan...
Ne zaman gözlerini kapasan, söner ışıklarım...
Sonra açarsın bütün ışıkları tekrardan...
Sen...
Sana bakmanın ne demek olduğunu bilemezsin...
Ama baktığında değişir dünya...
Yaz olur...
Belki bir bebek doğar...
Dolunay beliriverir...
Belki bir hayat kurtulur...
Sen nasıl bakarsan, öyle olur...
Öyle bir alışkanlık ki sana bakmak
Bilemezsin...
O kadar farkında değilsin ki baktığın yerlerin...
Nasıl baktığını göremezsin...

ipek sindelışık
18.08.2011